İlginç 1 Dolar Deneyi

Şöyle bir deney yapılıyor: Özel bir oda ayarlanıyor. Bu odanın içine tamamlanması gereken bir sürü sıkıcı aktivite yerleştiriliyor. Bu sıkıcı aktiviteleri tamamlamaları için deneye katılanlar tek tek ve sırayla içeri alınıyor. Yaklaşık 1 saati bulan sıkıcı aktiviteleri tamamlayan katılımcı, tam odadan çıkacakken ona bir teklif yapılıyor. Ona dışarıda deneye girecek sıradaki kişiyi, içerideki aktivitelerin çok eğlenceli olduğuna ikna etmesi isteniyor ve ikna ederse karşılığında 1 dolar teklif ediliyor.  Aynı şekilde kendilerinden sonrakini ikna etmesi için deneklerin bazılarına 1 dolar bazılarına ise 20 dolar teklif ediliyor. Böylece aslında deneyden sıkılan denekler,  odadan çıkınca sıradaki kişiye deneyin çok zevkli olduğunu söylemek durumunda kalıyorlar.

Birkaç hafta sonra denekler tekrar çağırılıyor ve deneyi gerçekten nasıl buldukları ve sıkılıp sıkılmadıkları soruluyor. Ve çok ilginç bir sonuçla karşılaşıyorlar: 20 dolar alan denekler deneyin çok sıkıcı olduğunu ve hiç sevmediklerini söylerken, 1 dolar gibi çok az bir para almış denekler ise deneyin gerçekten de çok eğlenceli olduğunu ve keyif aldıklarını söylüyorlar.

Peki, bu deneyden ne anlamalıyız? Beynimiz çelişkilerden kaçınır ve onları her zaman mantıklı bir hale getirmeye çalışır. Çünkü çelişkiler insanda gerginlik yaratır. Çelişkiden kurtulmak için de ya mevcut durumu değiştirmen gerekir ya da o duruma yönelik inancını veya davranışını. Yani 20 dolar alan denekler sıkıldıklarını itiraf ettiler çünkü daha öncesinde söyledikleri yalan için 20 dolar gibi yeterli bir bedel almışlardı. Bu durum yalan söylemelerini mantıklı hale getiriyordu çünkü işin ucunda iyi bir para vardı. Fakat 1 dolar alanlarınki ise enayilikten farksızdı. Çünkü hem sıkıcı bir işle vakit kaybettiler, hem yalan söylediler, hem de karşılığında doğru düzgün bir maddi kazanım da elde edemediler. Nereden baksan fiyasko!  Bu durumda beyin hemen devreye girdi ve durumu inceledi:

Giden vakit geri alınabilir mi? Hayır.

Alınan para artırılabilir mi? Hayır.

O zaman geriye tek seçenek kalıyor: O da sıkılmamış ve en azından eğlenceli vakit geçirmiş olmak. Hani yarışma programlarında elenen yarışmacılar hep söylerler ya: “Önemli olan katılmaktı, güzel bir deneyim oldu.” İşte aynı mekanizma!

Bu mekanizmaya günlük hayatın içinden başka örnekler de bulabiliriz.

Mesela kocası bir sürü aldatma belirtisi göstermesine rağmen “Benim kocam hayatta aldatmaz.” diyen kadınlar. Kocanın aldatma davranışı düzeltilebiliyor mu? Hayır. Koca değiştirilebiliyor mu? Çoğu zaman hayır. O zaman geriye tek seçenek kalıyor o da ya boşanmak ya da kocaya olan inancı değiştirmek ve aldatmadığına gönülden inanmak.

Veya öğrencilerden hep şöyle bir cümle duyarız: “Hoca düşük not verdi, dersten kaldım.” Sınava hazırlanmadığını ve tembel olduğunu kabullenip daha sıkı hazırlanmak mı daha kolay yoksa suçu hocaya atmak mı?

İş yaşamında da birisi hızlıca yükselirse ya torpillidir ya yalakadır ya da patronla yatıyordur. Kimse o kişinin kendisinden daha iyi, daha zeki veya daha becerikli olabileceği gerçeğini kabul etmek istemez.

Veya içten içe zayıflamak istediği halde “Ben kilolarımla barışığım.” diyenler. Çünkü yeterince çaba sarf etmediğini ve gereğinden fazla yediğini kabul etmek kolay değil.

Bunlar gibi daha birçok örnek sayılabilir. Peki, siz bu mekanizmayı hayatınızda ne sıklıkla kullanıyorsunuz? Bir düşünmekte yarar var 🙂

Yorumunu ekle